Arkas Koleksiyonu’nda Post Empresyonizm

Arkas Holding’in uzun yıllar neticesinde oluşmuş Post Empresyonizm koleksiyonu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi – Arkas Holding iş birliği ile izleyiciyle buluşuyor. Sergiye ismini veren Post Empresyonizm akımının sanatçıları genel olarak 1950-60 lı yıllarda doğmuş, Empresyonistlerin ışığın en gerçekçi şekilde resmedilmesi algısına birbirinden farklı teknikleri tepki olarak geliştirmişlerdir.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Tophane’deki Beş Kubbe Salonu’nda birbirinden güzel eserlerin yer aldığı sergi alanına girdiğimizde bizi karşılayan ilk eser Kübizm akımının öncüsü olarak kabul edilen ve sanat yaşamı boyunca yalnızca ölü doğa çalışan sanatçı Braque’un 2 eseri oluyor. Eserin yapım tekniği şu zamana dek gördüklerimizden bir hayli farklı. Rom Şişesi (1901) ve Siyah Çaydanlıklı Natürmort isimli eserler kontrplak üzerine yağlı boya ve kum ile yapılmış. Bu 2 tablonun hemen yanında yine Kübizm etkilerini görebileceğimiz bir manzara resmi Kanaldaki Köy isimli Moise Kissling’in eseri oluyor. Kissling’in tablosunun tam karşısında ise alana girdiğinizde ilk gözünüze çarpan gri fon üzerinde yeşil ve mor rengin hakim olduğu Şapkalı Kadın; tek eli belinde, kıyafetinin kollarındaki ince detaylar ve şapkasındaki renk renk çiçeklerle ve tüyü ile salondaki yıldız portrelerden biri olarak nitelendirilebilir.
  
  
Girişin sol tarafındaki alanda 1905-1910 yılları arasındaki dönemde etkin olmuş Fovizm akımının öncülerinden biri olan sanatçı Maurice de Vlaminck’in eserleri yer alıyor. Akademik eğitim almamış olan sanatçı bir tren kazasında ünlü atölyelerde ders almış ve Paris sanat camiasını yakından tanıyan ressam Andre Derain ile karşılaşıyor ve tutkulu sanatçının resim hayatı bu şekilde başlıyor. 1905 yılında Salon d’Automne’de gerçekleşen sergide perspektifin olmadığı, akademik kuralların hiçe sayıldığı rastgele fırça darbeleri ile oluşturulmuş eserler dönemin sanat eleştirmeni Louis Vauxcelles tarafından “yırtıcı hayvanlar”(Fauves) olarak nitelendirilerek dalga konusu olmuş ve Fovizm akımı bu şekilde başlamıştır. Bu akımın sanatçılarından Matisse ve Derain Gauguin’den ilham alırken Vlaminck ilhamını Van Gogh’dan almıştır. Sanatçının sergideki Valmondois’da Kar  ve  Liman eserleri bu karmaşık fırça darbelerini en iyi temsil eden eserler olurken Peyzaj Cezanne’a Saygı adlı eser tuvalde kullanılan renkler itibariyle sanatçının özgün eserlerinden ayrışarak Cezanne etkisini gösteriyor. Sanatçının kimi eserleri tarzsal ve renksel olarak ayrışsa da tüm eserlerin ortak noktası ilhamını doğadan almış olması.
Sergi afişinin sembolü olan Şapkalı Kadın tablosu ise 1900’lü yılların başka bir sanat akımı olan perspektif ve gölgelendirmeye yer vermeyen orta çağ vitrayları ve Japon Ukiyo-e resimlerinden ilham almış, siyah renk kontürle birbirinden ayrılmış alanların canlı renklerle boyanması şeklindeki bir resim biçimi olan Kontürcülük akımına ait bir eser. Şapkalı Kadın’ın hemen yanında sanatçının bir başka eseri Su Kenarındaki Kadın yer alıyor. Şapkalı Kadın isimli eserde figür kırmızı şemsiyesi ile yüzünü arkasındaki at arabasında geçen bir başka hanıma dönmüş olarak resmedilmişken Su Kenarındaki Kadın isimli eserdeki figür suya aksi düşmüş yeşilliklerle dolu manzara ardında, omzunun üzerinden biz izleyiciye bakıyor. Su üzerindeki yansıma rastgele, üzerinde çok fazla uğraşılmadan yapılmış. Manzaradaki her bir ögenin son derece net hatlara sahip olması da Şapkalı Kadın isimli eserdeki daha dağıtık tarza göre bu akımın tarifine daha fazla uyan bir eser olduğunu gösteriyor.
  
Aynı akımın temsilcilerinden Suzanne Valadon’un Yuvarlak Masada Çiçek Tablosu ve Madame Robert ve Kızı Slyvie isimli 2 eser ise canlı ve sıcak renkleri ile hemen ilgimizi çekiyor. Detaycılıktan uzak her iki resmi de dikkatli incelediğimizde anne figürün kızının beline sardığı eli gibi özensizce yapılmış bazı kısımların varlığı dikkatimizi çekiyor.
  
Eduard Vuillard’ın iç mekanda tasvir edilmiş kompozisyonları Bayan Gillou Evinde ve Yemek Salonunda Okuma Zamanı isimli eserlerin ortak noktası koyu tonların kullanılması, dekoratif ögelere önem verilmiş olması ve konusu itibariyle yaşamdan bir anı betimliyor olması olarak söylenebilir. Serbest fırça darbeleri oluşturulmuş ve içerisinde pek çok obje olan Jaques Emile Blanche’ın Ressam Sickert ve Annesi isimli eseri ve hemen yanındaki daha düzenli fırça darbeleri ile oluşturulmuş portre tarzındaki Andre Gide’in Portresi isimli iki eser aynı sanatçının elinden çıkmış olduğu tahmin edilemeyecek türden farklı tarzlarda yapılmış iki eser.
Resimlerin yaratılmasında Empresyonistler gibi boyaları palette karıştırarak tuvale aktarmak yerine kontrast ana renkleri veya bir rengin farklı tonlarını eşit büyüklükteki noktalar halinde tuvalde yan yana koyan Noktacılık akımına ait pek çok eser de sergide yer alıyor. Henri Martin’in yan yana yerleştirilmiş Havuz, İlk Versiyon ve Oto portre isimli iki eserindeki yandan izleyiciye bakan figürlerin yüzleri buzlu bir camın ardından bakıyormuş hissi yaratıyor. Aynı sanatçının yeşil tonların yoğun olduğu manzara resimlerinde tek tük canlı figürlerine yer verilmiş olsa da baş aktörün doğa olduğu aşikar.
 
Henri Martin’in portresinin hemen yanındaki Frits Thaulow’un Montreil sur- Mer Değirmenleri adlı eser bakmaya doyamadığımız, dikkat çeken eserlerden birisi idi. Eser perspektifli, ışık gölge tonlarını son derece güzel ortaya koyan, yumuşak renkleri ile insanın ruhuna tat katan, içerisinde bir hikayede barındıran güzel bir kompozisyon olarak tarif edilebilir. Hemen yan tarafında ise yoğun yeşil tonları içerisinde tek bir figüre odaklanmış Ravageurs Adası’nda ve Bahçede adlı 2 eser yer alıyor. Yeşili son derece hırçın fırça darbeleri ile tuvale aktaran sanatçının iki eserinde de karmaşıklık ön planda.
  
Aynı alanda yer alan bir diğer eser Neptün Havuzu Versailles ise su gösterisi sunan dev bir süs havuzu etrafında öbeklenmiş insanları betimliyor. Figürlerin neredeyse tamamının dikkati önlerinde yer alan havuza çevrilmiş.
Leon de Smet’in bir odada iki kadını betimlediği Okuma Zamanı Mahremiyet isimli eseri içerisinde pek çok obje içermesi ile noktacılık tarzında yaratılmış detaylı bir resim olarak nitelendirilebilir. Resimde kırmızı rengin yoğun kullanımı resmi uzun uzadıya incelememize engel oluyor. Sanatçının bu tabloda kullanıdığı tema ve renkler Matisse’in 1908 tarihli The Red Room isimli eserini anımsattı. Belki de sanatçı 1913 tarihli bu eserinde Matisse’in Red Room’undan etkilenmiştir.
Sergi alanının en sonunda sol tarafındaki duvar büyük sanatçı Renoir’in bir cam içerisinde korunaklı bir şekilde sergilenen ihtişamını artıran altın renkli klasik tarzdaki çerçevesi ile Madame Thurneyssen isimli eser konumu ve korunaklı oluşu ile serginin en değer verilen parçası olduğunu düşündürüyor.
Sergi çıkışında ise Paul Signac’ın  Çiçek Vazosu, Achille Laugé’in Elma ve Portakallı Natürmortu ve Henri Charles Manguin’in Büyük Natürmortun Önünde Jeanne isimli natürmort resim teması etrafında toplanmış 3 tablo aynı duvarda yer alıyor. Signac ve Laugé’in eserleri tarz bakımından birbirine benzerken Manguin’in eseri bu anlamda farklılaşıyor. Manguin’in 1901 tarihli eseri Leon de Smet gibi teması itibariyle Matisse’in Red Room’u ile çok fazla benzerlik içeriyor. Manguin’in eserinin Matisse’den daha erken tarihli olması ise bu defa Matisse’in bir sanatçıdan etkilenmiş olabileceğini düşündürüyor.
   
6 Kasım tarihine kadar İstanbul’da sergilenecek koleksiyon, sonrasında İzmir’deki Arkas Müzesi’nde izleyicisiyle buluşacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir