Fabrika’da 10 Sanatçı/ 10 Bireysel Pratik

Pilevneli Galeri yeni mekanının açılışını “Fabrika’da 10 Sanatçı/ 10 Bireysel Pratik” Sergisi ile yapıyor. Galeri’nin yeni mekanı isminden de anlaşılacağı gibi bir fabrika; Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikası.

Açılış günü olması nedeniyle mekan bir hayli kalabalıktı. Basındaki haberlerden ve sosyal medyadaki paylaşımlardan aynı yoğunluğun ilerleyen günlerde de sürdüğünü gördüm. Pilevneli Galeri’nin sahibi Murat Pilevneli Dolapdere’deki ana sergi alanına alternatif, şehrin en hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’deki Eski Likör Fabrikası’nı geçici süreyle yeni galeri alanı haline getirmiş.

Alana ilk girdiğimizde son yıllarda ismini sıklıkla duyduğumuz, ilerde belki de yeni bir sanat akımının öncüsü olarak anacağımız sanatçı Refik Anadol’un “Bosphorous (Boğaziçi)” adlı eserini görüyoruz. Girişteki küçük boyutlu 3 Boğaziçi eserinin esas büyük boyulu olanını ise alanın ilerki kısmındaki bir odada görüyoruz. Büyük boyutlu eser bir sinema perdesi kadar büyük ölçeklerde; öyle ki sadece bu eser için tek bir oda rezerve edilmiş. Bu veri heykeli, 30 gün boyunca Marmara Denizi’nin deniz radar görüntülerinden oluşturulmuş. Mavilik taşan esere fonda da aynı verilerle oluşturulmuş Kerim Karaoğlu’nun müziği eşlik ediyor.

Oryantal müzik bizi 4 tarafı perde ile kapatılmış bir diğer alana çekiyor. Büyük boyutlu bir ekranda çölde dans eden Salma Hayek’i görmeyelim mi! Mısırlı sanatçı Yousssef Nabil “I Saved My Belly Dancer” adlı eserinde Orta Doğu’ya ait önemini yitirmeye başlayan bu sanat dalının yokoluşunu hatırlatmak istiyor. Bunu anlatırken de Mısır sinemasının altın çağından ilham alıyor ve bizlere 12 dakikalık bir kısa film sunuyor.

Daha önce Pilevneli Galeri’de Sleeping Girl Sergisi’nde eserlerini gördüğümüz Hollandalı sanatçı Hans Op De Beck, “Timo, Brian ve Kiraz Ağacı” adlı eseri ile yeni sergide de yerini almış. Cam bilyelerle oyun oynarken tasvirlenmiş Timo masumiyeti, elinde cam bir küre tutan Brian faniliği hatırlatırken, renksiz kiraz ağacı ise dikkati forma ve izleyicide uyandırdığı duyguya yöneltiyor. Sanatçı bu 3 heykelle sanatının ana temalarını ortaya koyuyor.

Sergi mekanının orta alanında hortumundan tavana asılmış gerçek boyutlarda bir fil heykeli dikkatimizi çekiyor. Serginin sembolü olan “Loxodonta” adlı bu fil heykelinin yaratıcısı sanatçı Danial Firman. Sanatçının Unplugged adlı son sunumu Elephant serisinden seçilmiş eserlerin yanı sıra, Cutting ve Gathering serilerinden eserleri de kapsıyor. Sanatçı “Loxodonta” gibi büyük boyutlu heykellerle zaman, hareket, yer çekimi, ağırlık gibi kavramları sorgularken, Gathering serisi sanatçının kendi üzerinde toplamış olduğu objelerle gerçekleştirdiği bir performanstan yola çıkılarak sergi alanında gördüğümüz heykele dönüştürülerek kalıcı hale getirilmiş. Cutting serisi ise gerçekte var olamayacak sadece heykel olarak var olabilen hareketlerin temsili olarak üretilmiş eserlerden oluşuyor.

Erdoğan Zümrütoğlu’na ayrılmış salona geçiyoruz. Burada sanatçının “Hiçbiryer” adlı son dönem çalışmalarını içeren büyük boyutlu, kalın fırça darbeleri ile oluşturulmuş eserlerini görüyoruz. Rastgele boyanmış gibi duran her bir eser aslında sanatçının dışavurumculuğunu yansıtan derin anlamlar içeriyor. Belki de sanatçının bu eser serisi ile bizlere aktarmak istediği; hiçbiryere ait olamayışına dair içerisinde verdiği kavganın dışa vurumudur.

Tony Mattelli, antik dönem heykellerini günümüz tüketim toplumunu yansıtan objelerle birleştirirken, eskinin güzelliği ile günümüzün hızlı tüketme çılgınlığının eskiyi çirkinleştirmesini Lapses adlı eserler serisi ile izleyiciye gösteriyor. Sanatçının bu son dönem eserlerine verdiği isim Lapses; “zamanın akışı” ve “kayıp” anlamlarını içeriyor. Eserler absürtlüğü ile kimilerine saçma gelse de her bir izleyicide farklı duygu durumları yaratıyor.

Ida Tursic & Wilfried Mille Sırp ve Fransız sanatçılar Francis Picabia’nın bir çiziminden yola çıkarak ürettikleri “Exposition (Teşhir)” adlı enstelasyon ile sergide yerlerini almışlar. İlk bakışta bir çocuğun boyama kitabından üç boyutlu bir sahneyi anımsatan eserin, her bir obje dikkatle incelendiğinde içerisinde masumiyet, doğa gibi temaların yanı sıra pornografi gibi tezatlıklar da içerdiği görülüyor. Sanatçılar bu eserleri ile günümüz medyasındaki imaj yoğunluğu, imajların manipülasyonu, yeniden kullanımı ve yokoluşuna dikkat çekmek istiyorlar.

Sergide “Pool Party” ve “ME+CO” isimli 2 farklı serisi yer alan Jean Pigozzi, Fransız bir işadamı, koleksiyoner ve fotoğraf sanatçısı. 7 yaşından beri fotoğraf çeken Pigozzi’nin Fabrika Sergisi’ndeki “Pool Party” ve “ME+CO” eserleri sanatçının çekmiş olduğu fotoğraflardan bir seçki sunuyor. 15 kareden oluşan “Pool Party” adlı eser sanatçının 1950’den beri Fransa’nın Antibes bölgesindeki villasında verdiği havuz partilerinde çektiği fotoğraflardan oluşurken, 24 kareden oluşan “ME+CO” serisi ise sanatçının 1972-2016 yılları arasında çekmiş olduğu selfielerden oluşuyor. Her iki serinin de dikkat çeken yanı ise fotoğraflarda Woody Allen, Bono, Sharon Stone gibi dünyaca ünlü pek çok ünlü isimlerin yer alıyor olması.

Sergi alanının giriş kısmında “FractelLED Installation” adlı ışık heykeli ile bizi karşılayan Arık Levy’nin, içerideki geniş alanda dikenli tellerden oluşturduğu heykelleri ve soyut geometrik heykelleri yer alıyor. Kendini daha iyi hissden birisi olarak tanımlayan sanatçı, eserleri aracılığıyla ile insanın insanı etkileyen öğelerle ilişkilerini ele alıyor(insan-insan, insan-doğa, insan-sosyal kodlar vb.).

Şener Özmen, video işlerinden oluşan “Distance(Mesafe)” adlı serisi ile sergide yerini alan Türk sanatçılardan bir diğeri. Sanatçı işlerinde otoriter zihniyeti ve toplumdaki tabuları provaktif bir yaklaşım ve ironik bir dille sorguluyor.

Pilevneli Galeri’nin Mecidiyeköy’deki yeni sergi alanındaki ilk sergisi Fabrikada 10 Sanatçı / 10 Bireysel Pratik Sergisi 27 Ocak’a kadar görülebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir