Gümüşten Suretler

Bu hafta sonu Sadberk Hanım Müzesi’ndeki Gümüşten Suretler Sergisi’ni gezdim. Sergi, 1839 yılında fotoğrafın icadıyla beraber bu sanat içersinde İstanbul’un önemli bir cazibe merkezi olduğunu gözler önüne seriyor. Fotoğrafın bulunuşunun ilk yıllarında bu alanda sayısı pek az olan fotoğraf sanatçılarının pek çoğunun yolu ya İstanbul’dan geçmiş ya da İstanbul’da yerleşik fotoğraf stüdyoları açmışlar.

Sergi alanına girdiğinizde cam vitrin içerisinde eski tip fotoğraf makineleri sizleri karşlıyor. Tahtadan yapılmış, arkasında akordeon şeklinde bir uzantısı olan makineler günümüz makinelerine kıyasla çok daha şık ve gösterişli 🙂 Aynı cam vitrin içerisindeki desenli mercekten baktığınızda virindeki makinelerden çıktığını düşündüğüm bir fotoğrafı detaylı inceleyebilirsiniz.

Sol taraftan gezimize başladığımızda fotoğraf öncesi minyatür sanattan örneklerin sunulduğu bir vitrin ve içerisinde ince işçilik içeren minyatür örneklerini görüyorsunuz. Minyatür portreler 16. yüzyıldan itibaren büyük rağbet gören minyatür portreler, fotoğrafın bulunuşu ile siyah beyaz fotoğrafların elle renklendirilmesinde kullanılmaya başlanmış. Renklendirme işlemi fotoğrafların çıktısı asitli kağıtlar üzerine suluboya uygulanarak gerçekleştiriliyormuş. Boyama konusunda yetenekli olmayan fotoğrafçılar renklendirme işlemi için ressamları yardımcı olarak işe almışlar. Elle renklendirme sayesinde pek çok fotoğraf solma tehlikesinden de korunmuş. Osmanlı sultanları ve yabancı hükümdarlar portre fotoğraf çekimine son derece önem veriyorlardı, bu  dönemde elle boyama tekniği ile yapılmış pek çok portre fotoğrafı  kendilerine armağan edilmiş.

  

1850 yılında kalotip ve ıslak kolodyon yönteminin iyice yaygınlaşması ile teknik açıdan büyük beceri isteyen ve yüksek maliyetli dagereotip ve ambrotip yöntemleri terk edilmiş onun yerine elde edilen görüntünün çoğaltılabilir olmasına da olanak sağlayan Kalotip adı verilen yöntem kullanılmaya başlanmıştır. Bu yenilikle beraber yerleşik ve gezgin fotoğrafçıların sayısı da artmıştır. Bu dönemde özellikle Kudüs ve Mısırdaki eserlerin yalnızca sanatçıların yağlı boya tablolarından bilenler artık birebir yansıması fotoğraf sayesinde görülebilir olmuş. İlk seyahatini Mısır’a yapan Francis Frith farklı boyuttakş makinelerle arkeolojik eserlerin görüntüsünü ayrı açılardan çekmiş.

 

Sergide Osman Hamdi Bey’in gençlik dönemine ait bir portre fotoğrafını da gördük 🙂

1860 yılından itibaren optik teknolojilerin gelişmesi ile fotoğraf üretimi artık çok daha kolay ve ucuz hale gelmiş, eski duygusal ve itinalı uğraş daha çok ticari amaca yönelik bir uğraşa dönüşmüştür.

Osmanlı ve Anadolu coğrafyasında fotoğrafın bulunması ve gelişimini bu dönemlere ait çıktılarla sizlere sunan son derece güzel bir sergi. Bu vesileyle Sadberk Hanım Müzesi sürekli sergisini de gezme şansı yakalayabilirsiniz. Sergi 10 Ekim’e kadar görülebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir